Adliye Koridorlarında

Yine günlerden boş bi gün, adliye koridorlarındayım. Koridor yoğun, uğultu korosu son ses yine, arada sayın  tenor mübaşir tok sesiyle ortaya şöyle sesleniyor; – avukat eren keskin – davacı münire karakaş sesleriyle orkestraya canlılık katıyor. İnsanlar gayet ciddi, çalışanların yüz ifadeleri mahkeme duvarı deyiminin vücut bulmuş hali, gerçi burası adliye insanların eğlenmeye geldiği mekan değil ki, tabii olarak böyle olmak zorundalar. Adliyeler sıkıcı ve kasvetli havasıyla dışardan şen şakrak gelen birisini de 5 dakika sonra ambiyansa sokacaktır. Herkes zaten siyah giymiştir burda avukatı hakimi savcısı … siyah giyen adamlar varya işte onlar bunlar. Sadece yakaları farklı kimisi kırmızı kimisi yeşil kimisi dallı budaklı (herhalde bu dallı budaklı giyinenler zeytindalı uzatmak istiyor ben öyle anladım). Birde duruşma salonları var, öyle filmlerde gördüğünüz gibi ama hep o klasik sahne yok burda ve diğer çoğu duruşma salonunda. Tamam yüksek bir kürsüde hakim var ama arkasında adalet mülkün temeli yazmıyor, öyle hakimin tokmağı filan da yok ses gürültü fazla olunca masaya üç defa vurup susun demiyorlar, ha birde kalemleri var ama öyle kırılmak için filan değil imza atmak için, 80 lerde kalmış o tahta kalemi kırıp idam sehpasına göndermek. Jandarmalar polisler ellerinde evraklar bi o tarafa bi bu tarafa dolanıyorlar. Çünkü onlar devletimizin kolluk kuvvetleri, adliyelerin dışardaki görevlileri, hukukun koruyucuları, kanunun uygulayıcıları. Cezaevinden tutuklu biri gelmiş jandarmaların kolları arasında kelepçeli bir vaziyette duruşma sırasını bekliyor. Kim bilir ne suç işledi veya neler başından geçti de şimdi burda bu vaziyette bekliyor. Eşi dostu akrabası çoluğu çocuğu varmıdır nerdedir napıyordur kim bilir. Belki de televizyonların ve cezaevlerinin yumuşak tabirle ifade ettikleri “kader kurbanı”dır. İçerde ne yapıyordur duvarlara veya ranzalara gün kazıyor mudur. Bir sandalyede oturan koca bir hayatın belki de 1 saat sonra özgürlüğü belki de daha cezasını çekmesi için yıllarca hapishane koğuşunda demir parmaklıkların arasından bakmak ve hapishane avlusunda sadece mavi gökyüzünü seyretmesi kararı çıkacak. Belki de o yüzden kasvetli burası. Katiplerin tıkır tıkır klavye sesleri odalarda yankılanırken dosyaların sayfaların hışırtıları arasında insanlar günün 8 saatini geçiriyorlar burda. Bugün adliyedeydim gördüklerimin tasvirini yaptım ama göremediğim o kadar çok hayat vardı ki onları görsem dinlesem roman olur, kimisi bir cinayet romanı kimisi bir aile dramı çıkardı kesin.

Paylaş:

Yazamadıklarım aklıma geldiğinde yazmaya başladım... Ben söylemeyi beceremem. İyisimi ben yazayım...

Yorumunuzu Ekleyin